Yeni Parti’de Değişmeyen Siyaset Tartışması

Diken’de 23.10.2026 tarihinde yayımlanan yazı, Yeni Parti’nin yeni bir siyasi anlayış oluşturma iddiasını milletvekili ayrıcalıkları, muhalefetin Meclis’teki tutumu, çevre mücadeleleri ve siyasi eylem biçimleri üzerinden eleştiriyor. Yazar, eski siyaset alışkanlıkları sürdüğü sürece yalnızca yeni söylemlerle siyasi dönüşüm sağlanamayacağını savunuyor.

## Geçmişten bugüne uzanan eşitsizlik tartışması


Diken’de yayımlanan “Yeni Parti’de Değişmeyen Siyaset Tartışması” başlıklı yazı, şair Edip Cansever’in 1962 yılında Alev Ebüzziya’ya gönderdiği bir mektuptan yapılan alıntıyla başlıyor. Cansever, dönemin gazetelerinde senatörlerin aylıklarının 5.500 TL’ye yükseldiğinin yazıldığını aktarırken, yer altında çalışan bir maden işçisinin günlük 10 TL kazanması durumunda aylık gelirinin 300 TL olacağını belirtiyor. Dört çocuklu bir kadının doktor, ilaç, giyim, ekmek ve yakacak gibi temel ihtiyaçları nasıl karşılayabileceğini sorguluyor. Mektupta, bir ilkokul öğretmeninin çocuklarını avutmak için gazozun ilaç olduğunu söylediği de anlatılıyor. Alıntının, YKY tarafından yayımlanan “İki Satır, İki Satırdır / Alev Ebüzziya’ya Mektuplar 1962-1976” adlı eserden alındığı belirtiliyor.


Yazar, ülkede değişmeyen sorunları değerlendirirken Murat Sevinç’in son iki yazısını okumasının ardından milletvekilliğinin mevcut koşullarda ahlaki açıdan sorgulanması gerektiği düşüncesini yeniden ele aldığını aktarıyor. Önder Algedik’in de milletvekilliğinin ayrıcalıklarla birlikte bir mesleğe dönüştüğüne ilişkin değerlendirmesine yer veriyor. Yazara göre bu ayrıcalıklar, milletvekilliğinin meslek olarak edinilmesine yönelik çabanın nedenlerinden biri.


## Milletvekili maaşları ve ayrıcalıklar


Yazıda milletvekili maaşı 273 bin lira, asgari ücret ise 28 bin lira olarak veriliyor. DİSK’e atıfla, 8,5 milyon kişinin, başka bir ifadeyle çalışanların yüzde 46’sının bu ücret düzeyinde gelir elde ettiği belirtiliyor. Milletvekili emekli maaşının 201 bin lira olduğu ve milletvekillerinin iki yılda emeklilik hakkı elde edebildiği de yazıda aktarılan bilgiler arasında bulunuyor. Buna karşılık en düşük emekli maaşı 23.500 lira olarak belirtilirken, bu maaşı alanların sayısının 5,5 milyon olduğu ifade ediliyor. Yazar ayrıca milletvekillerinin sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlandığını belirterek bu uygulamayı siyasi ayrıcalıklar kapsamında değerlendiriyor.


Yazar, milletvekillerine tanınan ayrıcalıkların kaldırılmasını vaat etmeyen bir siyasi anlayışı ahlaki açıdan kabul edilemez bulduğunu ve bu ayrıcalıkları kaldırmayı vaat eden bir partiye oy vereceğini söylüyor. Milletvekillerinin siyasi etkilerinin sınırlı olduğunu düşündüğünü belirterek, Meclis’te kalmalarının mevcut rejime meşruiyet sağladığını savunuyor.


Önder Algedik’in değerlendirmelerine de dayanan yazıda, iktidarın önünü açmamak amacıyla Meclis’i savunduklarını söyleyen muhalefet milletvekillerinin oturumlara katılmaması eleştiriliyor. Yazara göre bazı yasalar, muhalefet milletvekillerinin oylamalara katılmaması nedeniyle kabul edildi ve bu süreçlerde yeterli itiraz gösterilmedi. Bu değerlendirmeler, yazarın muhalefetin Meclis’teki tutumuna ilişkin eleştirilerini oluşturuyor.


## Dijital denetim düzenlemesi ve muhalefetin tutumu


Yazı, Yavuz Baydar’ın temmuz ayının sonunda verdiği bir örneğe de yer veriyor. Sansürün kaldırılışının yıldönümü olan 24 Temmuz’da Meclis’ten geçen bir düzenlemeyle Bilgi Teknolojileri Kurumu’nun internet ve sosyal ağlar üzerindeki denetim ve müdahale yetkilerinin Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Siber Güvenlik Başkanlığı’na devredildiği aktarılıyor. Kaynakta, oylamaya 252 milletvekilinin katıldığı ve düzenlemenin 32 ret oyuna karşılık 220 oyla kabul edildiği belirtiliyor.


Yazar, söz konusu değişikliğin dijital alanı daha merkezi, güvenlik odaklı ve baskıcı bir modele bağladığını savunuyor. Kapatılan veya el konulan yayın kuruluşlarına ve Halk TV’ye yönelik destek açıklamalarını hatırlatarak, dijital denetimi artıran düzenleme kabul edilirken muhalefetin etkili biçimde karşı çıkmadığını ileri sürüyor. Bu durumu, muhalefetin söylemleriyle siyasi eylemleri arasındaki tutarsızlığın bir örneği olarak değerlendiriyor.


## Maden faaliyetleri ve yerel direnişler


Yazının bir diğer bölümünde, ülkenin farklı bölgelerinde maden faaliyetlerine karşı sürdürülen mücadeleler ele alınıyor. Yazar, bu direnişlerin çeşitli kasaba ve köylerde küçük veya büyük ölçekte görüldüğünü belirterek muhalefetin bu mücadelelere yalnızca konuşmalarla destek vermesinin yeterli olmadığını savunuyor.


Bir yıldan fazla zaman önce birkaç CHP milletvekilinin maden faaliyetleri nedeniyle sorun yaşayan ve bu konuda endişelerin bulunduğu Arhavi’yi ziyaret ettiği aktarılıyor. Yazıda, bölgede maden karşıtı mücadele içinde gelişen Vaminon ekibinin adının parantez içinde “İstemiyorum” anlamına geldiği belirtiliyor. Yazar, grubun birkaç üyesiyle birlikte oturdukları sırada bir arkadaşlarının Rize milletvekili Tahsin Ocaklı’yı masalarına çağırdığını anlatıyor. Ocaklı’nın, çevre mücadelesi yürüten kişiler tarafından sevildiğini belirten yazar, milletvekilinin yanlarına gelerek kendisinin ve partisinin duyarlılığını ifade eden sözler söylediğini aktarıyor.


Yazar, Ocaklı’ya sözlerin yeterli olmayacağını belirterek maden sorununa karşı neler yapılabileceğine ilişkin fikirlerini anlattığını söylüyor. Bu düşüncelerini daha sonra Diken’de yayımlanan “CHP’yi bekleyen görev” ve “Bam telimize bastılar, davranın!” başlıklı yazılarında da işlediğini belirtiyor. Anlatımına göre Ocaklı, “Yapıyoruz bunları, evet” dedikten sonra masadan kalkıyor. Yazar, milletvekilinin kendisini ve anlattığı sorunu gerçekten dinleyip anlamış olması hâlinde böyle bir yanıt vermeyeceğini düşündüğünü ifade ediyor.


Yazara göre muhalefetin çevre mücadelesi veren insanların yanında olması, zaman zaman bir köyü, yaylayı veya dağı ziyaret etmekten ve konuşma yapmaktan daha fazlasını gerektiriyor. Yerel direnişlerin etkili bir siyasi stratejinin parçası hâline getirilmesi gerektiğini savunan yazar, muhalefetin bu mücadelelere yaklaşımını sorguluyor.


## Saraçhane çağrısı ve sonrasındaki süreç


Yazının bir başka bölümünde, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı gün olarak anılan 19 Mart 2025’te Özgür Özel’in yaptığı çağrı ele alınıyor. Özel’in halkı Saraçhane’ye, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önüne çağırdığı aktarılıyor. Yazar, o gün için doğru adresin Saraçhane olduğunu belirtiyor.


Özel’in konuşmasından aktarılan ifadelerde, dünyada diktatörlerin ve tek adamların iktidardan uzaklaştırılması konusunda, Arap Baharı örneğinde olduğu gibi milyonların meydanlara inmesinin dışında bir çare bulunmadığı yönündeki görüşe yer veriliyor. Özel’in halka sokaklara çıkma ve ülkeyi kurtarma çağrısı yaptığı belirtiliyor.


Yazar, öğrencilerin bu azim ve heyecanı bir hafta boyunca taşımasının ardından Özel’in aynı çizgide ilerlemediğini savunuyor. Sokaklara çıkmak yerine miting alanlarında toplanılmasına yönelmesini eleştirerek sokak hareketiyle mitinglerde bir araya gelmenin aynı siyasi anlamı taşımadığını ileri sürüyor. Bu konuyu daha önce “Irmağın dili, gölün dili” başlıklı yazısında da ele aldığını belirtiyor.


Yazar, AKP iktidarının muhalefetin zayıflıklarını fark edip değerlendirdiğini savunuyor. İktidarın kendi belirlediği zamanlamayla CHP’li belediyelere yönelik adımlar attığını, Özgür Özel’in ise “Sabrımı taşırma!” sözleriyle karşılık verdiğini aktarıyor. Yazara göre CHP yönetiminin belediyelerle ilgili gelişmeler karşısında uygulanabilir bir planı bulunmadığı ve etkili bir seferberlik oluşturamadığı görülüyor. Yeni Parti’nin kurulmasının da bu durumu değiştirecek bir heyecan dalgası yaratmadığını ileri sürüyor.


## Yeni Parti’nin yenilik iddiası


Yazının son bölümünde, Özgür Özel’in geçen hafta Yozgat’ta yaptığı açıklamalar değerlendiriliyor. Özel’in parti üyelerinin daha fazla söz sahibi olacağını, kararları üyelerin vereceğini, mahalle, ilçe ve il meclislerinin kurulacağını ve kapı kapı dolaşılarak toplumun farklı kesimleriyle temas kurulacağını söylediği aktarılıyor. Özel’in Yeni Parti’yi yeni bir yapı olarak tanımladığı; partide eski ya da kıdemli-kıdemsiz ayrımı bulunmadığını, herkesin yeni olduğunu ve izlenen yol ile hedefin de yeni olduğunu belirttiği ifade ediliyor.


Yazar, bu açıklamaları Artvin milletvekili Uğur Bayraktutan örneği üzerinden sorguluyor. Bayraktutan’ın son seçimde beşinci kez milletvekili seçildiğini hatırlatan yazar, onu kendi değerlendirmesine göre CHP’deki çürümüşlüğün ve milletvekilliğinin meslek hâline gelmesinin simgelerinden biri olarak nitelendiriyor. Yeni Parti’nin gerçekten yeni bir yapı olduğu iddiasının, milletvekilliği dönemlerine ilişkin kuralların da yeniden ele alınıp alınmayacağı sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.


Yazının temel tezi, yeni bir siyasi hikâye oluşturmak için yalnızca yeni olunduğunu söylemenin yeterli olmadığı yönünde. Yazar, ana muhalefetin sorunlarını etkisiz konuşmalara, somut politika geliştirememeye ve iktidarın siyasi hamlelerini boşa çıkaracak bir strateji kuramamaya bağlıyor. İnsanların yalnızca seçmen olarak görülmek yerine siyasi süreçlerde etkin aktörler hâline gelebilecekleri alanların oluşturulması gerektiğini savunuyor. Sonuç olarak yazı, eski siyaset alışkanlıkları devam ettiği sürece siyasi dönüşümün yalnızca söylemlerle sağlanamayacağı görüşünü öne çıkarıyor.


Kaynak: Haber Merkezi