Eğitimde Şiddet Vakaları Yükselişte: Sendikalardan Net Mesaj – Güvenlik Devletin Asli Görevi

Eğitimde Şiddet Vakaları Yükselişte: Sendikalardan Net Mesaj – Güvenlik Devletin Asli Görevi

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde meydana gelen ve bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırı olayı, Türkiye’nin eğitim gündemine bomba gibi düştü. Öğretmenler ve öğrenciler de dahil olmak üzere toplamda 16 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan bu vahim olay, eğitim camiasında derin bir şok ve infial yarattı. Bu üzücü hadisenin ardından, ülkenin önde gelen eğitim sendikaları sessiz kalmadı. Eğitim-Bir-Sen, Türk Eğitim-Sen ve Eğitim-İş sendikaları, yaşanan trajediyi kınamak ve yetkilileri göreve çağırmak amacıyla ülke genelinde iş bırakma eylemleri düzenleyerek ve eş zamanlı basın açıklamaları yaparak tepkilerini dile getirdi. Bu eylemler, okullardaki güvenlik sorununa karşı ortak bir duruş sergiledi ve kamuoyunun dikkatini bu hayati konuya çekti.

Çankırı Karatekin Parkı’nda bir araya gelen sendika temsilcileri, yaptıkları açıklamalarda, eğitim kurumlarında şiddet olaylarının artık münferit vakalar olmaktan çıktığını ve ülke genelinde yaygın bir sorun haline geldiğini açıkça ifade ettiler. Sendika temsilcileri, eğitim ortamının, şiddeti dönüştürmesi gereken bir alan olması gerekirken, ne yazık ki şiddetin hedefi haline geldiğini ve bu durumun geleceğimizi tehdit eden bir boyuta ulaştığını dile getirdi. Eğitim-Bir-Sen Çankırı 1 Nolu Şube Başkan Yardımcısı Burak Çelik, “Aklı başında olanın ya da olmayanın, eğitimciye, okul yöneticisine, eğitim çalışanına veya öğrenciye şiddet uyguladığı, can güvenliğinin eğitimin önüne geçtiği bir döneme doğru hızla ilerliyoruz. Eğitimciye yönelik şiddet artık bireysel suç olmaktan çıkmış, eğitim, aile ve toplumsal politikaların temelden sorgulanmasını gerektiren bir iş güvenliği problemine dönüşmüştür” sözleriyle durumun ciddiyetini vurguladı. Bu açıklamalar, eğitimin temel dinamiklerinin ve toplumsal değerlerin ciddi bir erozyonla karşı karşıya olduğunu gözler önüne serdi.

Eğitim sendikalarının çağrıları, sadece kınamakla sınırlı kalmadı; somut talepler ve uyarılar da içeriyordu. Eğitim-İş Sendikası Çankırı Şube Başkanı Murat Şamasas, en güvenli olması gereken okulların nasıl olup da en tehlikeli alanlara dönüştüğünü sorguladı. Şamasas, “Bilimin, aklın ve aydınlanmanın merkezi olması gereken eğitim yuvaları, nasıl oldu da çocukların canlarını kurtarmak için camdan atladığı yerlere dönüştü?” diyerek yaşanan trajedinin boyutunu dile getirdi. Okullarda güvenliğin bir “temenni” değil, devletin “asli görevi” olduğunu vurgulayan Şamasas, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin hayati bir ihtiyaç olduğunu, bu hizmetlerin “vitrin süsü” olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. Türk Eğitim-Sen Çankırı Şubesi Başkanı Yüksel Yandım da, öğretmenine saygı duyan öğrencilerden, bugün silahla okula girip öğretmenine kurşun sıkabilen bir noktaya nasıl gelindiğini sorarak, “Eti senin, kemiği benim” anlayışından, şiddet uygulayan hatta katleden veli ve öğrenci profiline geçişin sorgulanması gerektiğini ifade etti. Bu açıklamalar, eğitimdeki dönüşümün acı verici boyutlarını ve kaybedilen değerleri gözler önüne serdi.

Yaşanan bu menfur saldırı, eğitimcilere yönelik şiddetin son örneği olmalı ve bir milat teşkil etmelidir. Sendikalar, eğitimcilerin her türlü şiddet ve saldırı karşısında savunmasız bırakılmaması gerektiğini, yaptıkları işin onur, önem ve ağırlığına uygun hayat, çalışma ve güvenlik şartlarının acilen sağlanması gerektiğini belirtti. Eğitim-İş Sendikası’nın başlattığı “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim İstiyoruz!” imza kampanyasının bu süreçte ne denli hayati bir önem taşıdığı da bir kez daha ortaya çıktı. Okulların sadece bilgi aktarılan yerler değil, aynı zamanda huzur ve güven içinde öğrenme ortamları olması gerektiği vurgulandı. Şamasas, bir öğretmenin veya öğrencinin saçının teline dahi zarar gelmesi durumunda, bunun siyasi ve idari sorumlularının açık olduğunu belirterek yetkilileri ciddi bir dille uyardı. Bu olaylar, toplumun geleceğinin teminatı olan eğitim kurumlarının güvenliğini sağlamak için kapsamlı, çok boyutlu ve acil eylem planlarının hayata geçirilmesinin kaçınılmaz olduğunu bir kez daha gösterdi. Eğitimcilerin ve öğrencilerin can güvenliği, çağdaş bir toplumun vazgeçilmez temelidir ve bu konuda atılacak her adım, daha aydınlık bir gelecek inşa etme yolunda atılmış en değerli adımdır.